pred485-blogsondan2
merhabalar;
sahne performansı senaryosuyla, kurgusuyla, sahne dizaynı ile ve oyunculuk ile bir bütün. biri birini tamamlamakta ve toplamda bir değer etmekte. gönüllülük ve isteklilik çok önemli unurlardan biri.. gerçi her meslek için söylenebilir bu. ama bir grubun ortak çalışması ve herkesin ortak performansının sergileneceği bir işte bu hafta anladım ki yerini bir başka şeyle doldurmak mümkün değil. yinede herkese teşekkürler.
son iki haftada yapacaklarımız eksilerimiz üzerine geçirilirse çok faydalı olacaktır. benim bir önerim yok şimdilik ama arkadaşların yönlerdirmelerinden de çok mutlu olurum.
final günü benim için çok önemli değil. benim son güne kadar finallerim var. ama makale konusu erken verilebilrse çok iyi olur. şimdiden yazma fırsatımız olacak.
pred485-blog9
selamlar;
istanbulda yaşamanın işte böyle olumsuz yanları var. benimde başımdan bir keresinde böyle bir olay geçti. öğrenci olarak trafik veya bir başka nedenden dolayı derse geç gelirnce bir problem olarak hissedilmiyor sadece dersi kaçırmış oluyoruz. ama bir öğretmen olarak çok kişinin beklediği durumunda iseniz gerçekten çok can sıkıcı oluyor. herkesin başına gelebileceği için istanbul şartlarında ben hoşgörü ile karşılıyorum. no problem.
bu hafta buluşmak dileğiyle.
pred485-blog8
selamlar;
geçen hafta sağlık problemlerimden dolayı derse katılamadım. bu hafta tekrar kaldığımız yerden devam. dersde görüşmek üzere…
pred485-blog6
selamlar;
bu derse başladığımız ilk haftaları düşünüyorumda çok mesafe kat ettiğimizi -kendi adıma daha rahat söylerim- görüyorum. inanç bey çok haklı bireysel çalışmalarımızda cesaret göstermede biraz sıkıntı çekiyoruz. grup performanslarında daha iyiyiz. özellikle bazı arkadaşlarda gözlemlediğim çok ciddi gelişmeler var.
herşeyden önce basit ama derinlikli oyunların oynanması bizi cesaretlendiriyor. zannımca, insan sahneye çıktığında – öylede oluyor- herkesin ona baktığını düşünüyor. ne zaman ki kendini sahne performansında oyunun içinde sıfırlayabiliyor kendisini silebiliyor işte o zaman daha rahat davranıyor ve başkalrının ona bakmalarına aldırış etmekten vazgeçiyor. ders başlarında oynanan o oyunların kendimizi bir çeşit eritmek gibi işlevi oluyor. oradaki herkes oyunun içinde olduğundan benliğimiz eriyebiliyor.
bir gün dersi anlattığım bir arkadaşa dersde oyun oynuyoruz deyince “bu yaştamı” gibi bir karşılık vermişti. bende – belkide geçiştirmek için belki de oyun oynarkenki anlayışımı hiç düşünmeden direk yansıttım- “herkes oynuyor” demiştim. evet belkide durumu özetliyor.
son üç haftadır çalışmalar gerçekten çok güzel oluyor. ama ben kendim için bir şeyi farkettim. ben iyi bir senaryo yzabilirim. amaoyunculuğum belki. genelde oyun kurgularken ayrıntıları ve oyunun seyri ni değiştirecek güzel tekliflerim oluyor. bunu dizayn yaparken farkedebiliyorum. bu yüzden şu gizemli kamera. ilk haftaların en popüler argümanı çok işe yarayabilir. belkide şanssızlık bu hafta yoktu. poster oyununda her bir karede mimik ve postüllerimizin nasıl göründüklerini görmek isterdim ve eğer görmüş olsaydık hem cesaretimiz için olumlu etkisi olurdu hem de bundan sonrakiler için geri dönüşüm olabilirdi. benim teklifim; kamerada çekilenlerin bir şekilde yayınlanması. sınıf ortamında olanların bütününün yayınlanmasını bende doğru bulmuyorum ama bazı önemli yerlerin kısa filmler halinde veya fotoğraflar halinde yayınlanmasını isterim. bu işi yapabilecek işten anlayan gönüllü arkadaşlarda çıkacaktır.
pred485-blog5
selamlar;
insan istiyorki her seferinde yeni birşeyler olsun. hep farklı şeyler olsun. bir kere oldunmu bir kere daha tekrar olmasın. evet ben öyle isterim herzaman. ama bu yanlış. özellikle eğitimde yanlış ve yaşamda da mümkün değil. hayat bence ardı ardına yeni şeylerin doğrusal sırayla karşımıza çıktığı bir zaman çizgisi değil. hayat tekrar eden bir tarihi bütünlük. bugun kü yediklerimizi yarın yeniden yiyeceğiz. bugun ki giydiklerimizi yarın tekrar giyeceğiz. bugün eğlenmek için gittiğimiz yerlere yarın yine gideceğiz. bundan kaçış yok. ama yinede insanoğlunun doğasında kendisine yeni yer , yeni tarz , yeni yiyecekler arayıp bulma isteği var. öyle yeni bi şeyler ki bunlar bazen acaba dünyamızın dışında bulabilirmiyiz diye başka gezegenlerde yaşamı konuşuyoruz.
ama; hiç düşündük mü ki, aradığımız ve bulmaya çalıştığımız yeni şeyler bizim şu anda sahip olduklarımız yanında ne kadar kıymetli. bence biz sahip olduklarımızın kıymetini bilemiyoruz. onları da tıpkı bir tüketim hastalığına (tüketim kültürü tabiri ni beğenmiyorum çünki tüketim bir kültür olarak algılanması yanlış.) kapılmışcasına çabucak tüketip yeni şeyler peşine düşüyoruz. halbuki insanoğlunun tarihi boyunca geliştirdiği çok önemli karakterleri var . insanlığın ilk yılarında tarım toplumunda üretilen ürünler in ilk tüketimini düşünelim. pişirme yoktu belki. tuz yoktu. ama zamanla yeniye olan istek yiyeceklerimizi çeşitli baharatlarla veya soslarla , farklı pişirme ölçüleriyle farklı tatlar ortaya koymamızı sağladı. bu noktada benim vurgulamak istediğim şey ; kaynakta -daha doğru ifadesiyle “öz” de - bir değişikliğe gitmedi.buğdaydan vazgeçmedi , sebzeden vazgeçmedi , meyveden vazgeçmedi vs sadece onları çeşniledi ve yeni ye olan arzusunu böyle gerçekleştirdi. yeniye karşılık eskiye küfredip onu aşağılamadı. tabii bu dediklerim modern çağ diye adlandırdığımız son 100 yıl önceki çağlara kadar dı. ya şimdi…… söylenecek çok söz var bu son yüzyılda insanoğlunun yeniyi ve farklı olanı bulma serüveninde. ve çoğu üzülerek söylüyorum ki kendisine tatminsizlik getirdi. öz den uzaklaştırdı ve hep hayalin geçici ve kısa zevklerinde oyalattı. malesef şuursuzca yapılan yeniyi bulayım fikri ve bu yolda tatminsizlik insanlığı geri dönüşü zor bir viraja soktu. gerek çevre kirliliği ile gelen küresel ısınma ve gerekse de toplumsal manada insanlığın elindeki servetin 6 milyar insandan sadece %10 unun elinde olması gibi ters ve aşılması güç sorunlarla bizi yüzleştirdi. bu dünya bize sunduğu dil zevkine yönelik çeşit çeşit lezzetleri ile göz zevkine yönelik sunduğu çeşit çeşit renkleriyle , yazı bir güzel , kışı bir başka güzel ;kumu ve denizi bir harika , dağları ve karları bir başka harika aslında hepimiz için yaşanılması en güzel .
tabii öz den kopmadığımız müddetçe.
iki haftadır yaptığımız bir grupla sahne performansı oynama çalışmaları hatırlattı yukarı ki cümleleri. önce geçen hafta bu haftaya göre daha zevkli geçti diyecektim ama yukarıdaki cümleler aklımdan geçti şu anda . ve vazgeçtim böyle demekten. öz korunabildiği müddetçe bence her hafta güzeldi ve güzel olacak aynı şeyler yapılıyor gibi gözüksede.
herkese mutlu ve duygularının yoğun olduğu bir hafta diliyorum.
pred485-blog4
selamlar;
son günün son anlarında yazılabilen bir yazı olacaktır. özellikle inanç bey’den ve arkadaşlarımdan çok özür dilerim ki ilk dersden sonra en çok heyecan duyduğum gecen haftaki ders hakkında kafamda planladıklarımı malesef şimdilik hepsini yansıtamayacağım. ( vakit çok dar)
işte gemi artık yol almaya başladı sonunda. tabii bu son değil ama geminin artık hareket ettiğini düşünüyorum. şimndiyekadar yapılanlar bir hazırlıktı gibi geldi bana. oyunu sevme, önemini kavrama, çeşitli alanlarda nasıl kullanılabileceği üzerine kafa yorma…..
evet hepsi hazırlık tı geçen haftaki uygulamalar için. bundan sonra ki dersler in bizim için daha yaratıcı geçeceğine inanıyorum.(inşallah yanılmam)
son çalışma çok ama çok güzeldi. performanslar , senaryolar , arkadaşların kısa zamanda az kaynakla sınıf dekorasyonu içinde ki uygulamaları çok başarılıydı.( çoğumuz için bir ilk di yanılmıyorsam.) benim ilkokul 5 de ilk ve son kez bir tiyatro performansım vardı. şu anda ondan geriye ne bir senaryo ne de hafızamda canlanan bir iki kareden başka bir şey kaldı. kendi oyunculuğum için bir yorum yapamam ( tabii buna oyunculuk denebilirse) ama bizim ekibin otobüs oyunu çok güzel geldi bana.
diğer oyunlarda çok güzeldi. bütün arkadaşları tebrik ederim. (şu anda 3 dk kaldı saat 00:00 a) ama içimden keşke en iyi oyun , en iyi oyunculuk , en iyi senaryo, en iyi argüman kullanma gb dallarda (yarışma gibi değil) en iyileri seçseydik diye geçti. farkındalılığa daha iyi hizmet edceğini düşündüm. teşekkürler.
pred485-blog3
selam;
şimdiye kadarki iki dersde oyunun önemi – eğitim açısından nasıl kullanılabileceği- bir öğretmen olarak sınıf performansı ve birkaç önemli kelime üzerinde biraz derince durmuştuk. özdeşlik,öz,düşüncelerin tahtaya yazılmasının önemi gb.
sonunda terminolojiye girebildik. kavramlar hem daha rahat anlaşabilmemizi hemde ders sonrası geriye dönüp baktığımızda öğrenilenlerin zihinde kapladığı yerin daha az yer kaplamasını sağlamaktadır. cümlelerle ifade edeceğimiz bir anlamı veya bir düşünce yumağıyla kavrayışımızda saklayacağımız anlamı tek kelime ile çağrıştırıp o bütün anlam yoğunluğunu kavramlarda toplarız. aslında özde biz anlamlara karşılık kavramlar verirken bu bizim eğitim sürecimizde iöo dan üniversiteye kadar kavramlara karşılık gelen anlamları öğrenmekle geçti.
bu çok tabii bir durum ama bana ters gelen tarafı bu kavramların sanki tanrıdan gelmiş gibi tartışmaya kapalı tutulması ve sanki insanlıktan öncede varmışlar gibi muamele olması. bu kavramları biz ürettik ve yaşam devam ettikçe keşfedilen yeni duyu ve algılara yeniden yeni kavramlar üretmek durumunda kalacağımızın öğretilmemesi.
mesela ilk derslerde benim dikkatimi çeken bir kavram var. muhalif tiyatro. bilimsel tanımını kesin hatları ile bilmiyorum ama bana çağrıştırdığı anlam çok yoğun. bu yüzden arzu ederim ki ; inanç bey bizi bu tarz tiyatro ve oyunlarla ilgili kavramları öğrenebileceğimiz okumalarla desteklesin. çünki üretebileceğimiz oyunlarda bu kavramları bilmek çok önemli. mesela ben muhalif düşünme gücünü kzandıracak oyunlar üretmeyi isterim. başka tarz düşünce gruplarınıda bilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. muhalif tiyatro düşüncesi bana çok çekici gelirken kendi kendimede acaba tek bildiğim bu olduğu için mi bana öyle ilgi çekici geldi diye sormaktan edemiyorum. bu okumaların mecburi olmasınada gerek yok. ilgi duyan ve merak edenler istifade edebilirler. belki bizde bu tarz okumalara ulaşabiliriz ama son sınıfın verdiği bir yoğunlukda bunu tek başıma yapabileceğime inanmıyorum. bu ders sayesinde bunlarıda kazanmış oluruz böylece.
bu hafta bu yüzden benim açımdan eğlenceli olmanın yanında verimlide geçti diyebilirim.
mısır patlağı oyunu zıpzıp gibi ilgimizi toplamamızı sağladı ve ben artık böyle oyunların çoğaltılabileceğine inancım arttı. ilgi çekici , eğlenceli ve ilgi toplayıcı. harika.
pred485-ders2
selamlar;
bir arkadaşın blogunda constructivist yaklaşımla dersde yaptıklarımız arasında bir çelişki varlığından bahsetmesi dersde daha derin tartışılabilirdi.
benim bu konudaki düşüncem; öğretmenin daha çok merkezde olmasının tersine öğrencinin yanında olduğudur. burada yanlış algılanan şey, öğretmenin oyunların yönetici olması evet biraz merkezde olmasını gerektiriyor. ama constructivist yaklaşıma göre fark öğretmenin öğretilen şeyin merkezinde olmamasının istenmesidir.
yine zıp zıp ile herkesin katılım ve ilgisi toparlandı. bence bu oyun basitliği ve yalınlığı ile bunun yanı sıra işlevindeki değişik olumlu getirileri ile çok faydalı bir oyun.
sürekli oyun oynuyoruz.. bu çok eğlenceli ama birazda oyunların felsefesi, amacı , sağladıkları , kullanılabilir alanları gibi konular üzerinde daha çok durabiliriz.
oynanan oyunların eğlenceli veya eğitimsel mi olduğu üzerine konuşabiliriz. inanıyorum ki bu durumda bizde herhangi bir oynanan oyunu nerelerde kullanabileceğimiz veya nasıl istediğimiz bir amaç için geliştirebileceğimiz üzerinde biraz daha fikir sahibi olmuş olabiliriz.
pred485-1. ders
ders ilk olarak bende mesleki hayatımda benim ders işleyiş sitilimin nasıl olacağı hakkında düşünmeme neden oldu. önceleri dersde öğrenci motivasyonu açısından nasıl davranmam gerektiği hakkında düşüncelerim vardı ama bir sahne performansı şeklinde de düşünmüyordum. dersde oynanan oyunların öncelikli olarak bende sahne performansı şeklinde bir kabiliyetin gelişeceğine inancım oldu. oyunlar üzerinde düşününcede bir çok açıdan eğitimde kullanılabilecek ve geliştirilebilecek yönleri olduğunu düşünüyorum.
SELAM DÜNYA
selamlar;
pred 485 için buradayız. herkes için güzel bir dönem olmasını diliyorum.
yeni zamanlarda ve yeni konularla buluşmak umuduyla.
-
Arşivler
- Mayıs 2007 (1)
- Nisan 2007 (2)
- Mart 2007 (5)
- Şubat 2007 (2)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS
